Eğitim İş İstanbul1 Nolu Şube

Ben Bir Ceviz Ağacıyım Gülhane Parkında …

Sendika Haberleri

Ben Bir Ceviz Ağacıyım Gülhane Parkında …

08 Şubat 2019 

Cem Karaca Türkiye’nin unutulmaz seslerinden biri… Anadolu rock müziğinin kurucularından usta sanatçı Cem Karaca bütün yurtta rahmetle anılıyor. Cem Karaca kimdir? İşte Cem Karaca’nın hayat hikayesi…

Namus Belası, İşçisin Sen İşçi Kal, Islak Islak.. Hala dinlemeye doyamadığımız birbirinden güzel eserler bırakan Cem Karaca hayatında birçok başarıya imza attı. İşte usta sanatçı Cem Karaca’nın efsanevi hayatı…

CEM KARACA’NIN HAYATI – CEM KARACA KİMDİR?

Babası Azerbaycan asıllı Mehmet Karaca ve annesi Ermeni asıllı Toto Karaca (İrma Felegyan) olan Cem Karaca, sanatla iç içe büyüdü. Orta öğrenimini Robert Lisesi’nde yapan Cem Karaca sanatçı bir çiftin çocuğu idi ve müziğe doğuştan yetenekliydi. Müzik ile ilk tanışması annesinin teyzesi Rosa Felegyan’ın Cem Karaca’ya piyano notaları ve piyano nağmeleri öğretmesi ile oldu. Kolej yıllarındayken dünyadaki popülaritesini arttıran rock müziğine ilgi duydu. Kız arkadaşlarını etkilemek için ve arkadaşlarının istekleri doğrultusunda dönemin rock starlarının şarkılarını söyledi. Karaca’nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından oldu.

MÜZİK KARİYERİNİN İLK YILLARI

1962’ye girerken Beyoğlu Spor Kulübü’nde arkadaşlarının isteği üzerine şarkı söyledi. Arkadaşları ile sahne alan Karaca, daha sonra grup kurmaya karar verir. Gruba o dönemin ünlü sanatçılarından İlham Gencer destek oldu. Cem Karaca’nin ilk grubu 1963’te Dinamikler oldu. Seslendirme sanatçısı Fikri Çöze’nin jübile konserinde performans sergilediler. Babası hâlâ Karaca’nın müzik yapmasına karşıydı. Hatta adam tutup konserlerde onu yuhalatmıştı ancak Karaca bunlara rağmen müziği bırakmadı. Grup olarak Elvis Presley gibi ünlü rock and roll sanatçılarının klasiklerini yorumluyorlardı. 1963’ün sonunda grup dağıldı. Kısa bir süre “Cem Karaca ve Bekledikleriniz” adlı bir grupta çaldı. Bu gruptan kısa bir süre sonra ise Gökçen Kaynatan’ın orkestrasında çaldı ancak bu beraberlik de uzun sürmedi. Aynı sene “Cem Karaca ve Jaguarlar” kuruldu. 1965’te Altın Mikrofon yarışmasına başvurdular ancak ön elemeyi geçemediler. Karaca, 1965’te ilk evliliğini tiyatro sanatçısı Semra Özgür ile yaptı. Evlendikten 3 gün sonra Karaca, askere gitti. Askerliğine 1965 Kasım’ında Antakya 121. Jandarma Er Eğitim Alayı’nda başladı. Bu dönemde Karaca, Anadolu kültürünü tanımaya başladı. Türk ozanlarından Aşık Mahzuni Şerif ile tanıştı.

APAŞLAR DÖNEMİ

Cem Karaca, askerlik sonrası Şubat 1967’de gitarist Mehmet Soyarslan’ın kurduğu Apaşlar grubu ile tanıştı. Apaşlar daha önceleri batı tarzı müzik yapmaktaydı ancak Karaca ile tanıştıktan sonra müzik daha doğuya döndü. Karaca, grup ile birlikte Altın Mikrofon 1967’ye katıldı. Yarışmaya katıldıkları Emrah şarkısı Erzurumlu Emrah’ın şiirine yapılmış bir Karaca bestesiydi. Yarışmada Karaca’nın grubu ikinci oldu ancak birinci olan gruptan daha çok ilgi gördüler.

Cem Karaca ve Apaşlar, 1968’de Almanya’ya gidip Ferdy Klein Orkestrası ile 45’likler kaydetti. Bu dönemde Soyarslan şarkısı “Resimdeki Gözyaşları”, Karaca’nın Emrah’tan sonraki ikinci hit parçası oldu. Bu plak sonrası büyük bir Türkiye turnesi oldu. Ayrıca Almanya’da konserler devam etti. Ayrıca yurtdışına açılmak için İngilizce bir 45’lik kaydedildi. Bunlar Resimdeki Gözyaşları ve Emrah’ın İngilizce versiyonlarıydı. Bu dönemde Cem Karaca, tiyatro sanatçısı Meriç Başaran ile evlendi. Sene sonunda Milliyet’in 1968’in “En Sevilen Erkek Şarkıcıları” anketinde 4. oldu. “Yılın Melodileri” anketinde ise Resimdeki Gözyaşları Türkçe şarkılar arasında 3. oldu. Türkçe ve yabancılar karışık listede ise Resimdeki Gözyaşları dokuzuncu, Cem Karaca bestesi “Ümit Tarlaları” ise 24. oldu.

1969’da grup içinde fikir farklılıkları olmaya başladı. Cem Karaca, daha siyasi müziğe kaymak isterken, Soyarslan bu değişime karşıydı. “Bu Son Olsun / Felek Beni” plağından sonra grup dağıldı. Aynı yıl Cem Karaca, Bunalım grubunun prodüktörlüğünü ve menejerliğini yapmaya başladı. İlk 45’likleri “Taş Var Köpek Yok/Yeter Artık Kadın” şarkılarının ikisinin de söz ve bestesinde Cem Karaca’nın da adı geçmektedir. Bu 45’likten sonra bu işi bırakan Karaca, grubun bateristi Hüseyin Sultanoğlu’nu kendi grubu Kardaşlar’a almıştır.

cemkaracakucuk

KARDAŞLAR DÖNEMİ

Apaşlar dönemi bittikten sonra grup müziğine devam etmek isteyen Karaca, Apaşlar’ın bas gitaristi Seyhan Karabay ile Kardaşlar grubunu kurdu. 1970’in başında grup üyelerinde birçok değişiklikler oldu. Grup üyeleri sabitlendikten sonra, Almanya’da kayıt yapmaya karar verdiler ancak çıkan bir salgın yüzünden, Karaca ve Kardaşlar birlikte Almanya’ya gidemedi. Bu yüzden Cem Karaca, tek başına Köln’e gitti. Apaşlar sonrası yaşadığı müzikal aradan sonra burada kendi besteleri ve Anadolu türkülerini yine Ferdy Klein orkestrası ile kaydetti. 4 tane 45’lik yayınlandı. Amacı maddi sıkıntı yaşamadan çalışmalar yapmaktı.

1970 Kasım’ında ise Karaca ve Kardaşlar “Dadaloğlu/Kalender” 45’liğini yayınladı. “Dadaloğlu”, Karaca’nın bir başka hit şarkısı oldu. Bu türkü ayrıca Karaca’nın sola doğru kayışının da bir gösteresi olmuştu. Mart 1971’de Karaca’nın Trabzon’da verdiği bir konserde patlayan 3 bomba ile 30 kişi yaralandı. Aynı yıl Rum piskopos III. Makarios, Kıbrıs Fuarı’nda Türk pavyonunu gezerken, Dadaloğlu şarkısı çalınmıştı. 1971’de Cem Karaca ve Kardaşlar 4 tane 45’lik çıkardı.

Cem Karaca, aynı yıl tiyatro müziği çalışması da yaptı. Ben Jonson’un yazdığı Ülkü Tamer’in Türkçeleştirdiği Püsküllü Moruk oyununun müziklerini Cem Karaca besteledi ve Kardaşlar ile kaydetti. Grup, şarkıları kaydetti ve tiyatro oyuncularına örnek olsun diye Cem Karaca ve annesi Toto Karaca tarafından şarkıları okundu. Bu tiyatro oyunu çok tutmadı ve kısa süre sonra gösterimden kalktı. Cem Karaca ve Kardaşlar’ın kaydettiği şarkılar ise 2007’de yayınlandı.

1972’ye Cem Karaca ödülle başladı. Hey Dergisi tarafından “1971’in en iyi erkek şarkıcısı” seçildi ve Hey’in turnesine katıldı. Ancak Kardaşlar gitaristi Seyhan Karabay ile anlaşmazlıklar baş gösterdi ve Karaca, Kardaşlar ile yollarını ayırdı. Bu sırada eşi benzeri görülmemiş bir değiş-tokuş meydana geldi. Cem Karaca, Kardaşlar’dan ayrılıp Anadolu Rock’ın güçlü sesi Moğollar’la birleşirken Kardaşlar da Moğollar’la anlaşamayan Ersen Dinleten’i gruplarına dahil etti.

cemkaraca2

MOĞOLLAR DÖNEMİ

Cem Karaca ve Moğollar, birleştikten bir ay sonra Kasım 1972’de Hey dergisi için verdikleri konserde ilk kez sahne aldılar. Yıl sonunda Milliyet’in anketinde Cem Karaca, en iyi erkek şarkıcılar listesinde 2. oldu, Moğollar ise en iyi yerli topluluk seçildi. Hey Dergisi’nde ise ikisi de kendi dallarında 1. seçildiler.

1973’te “Obur Dünya / El Çek Tabip” 45’liği yayınlandı. Ancak grubun asıl başarısı 1974’ün başında kaydedilen “Namus Belası” şarkısı ile kazanıldı. Şarkı çok popüler oldu, öyküsü Hey dergisinde çizgi roman olarak yayınlandı. Ancak bu plak sonrası Cahit Berkay çalışmalarını Fransa’da devam ettirmeye karar verince Cem Karaca ve Moğollar yollarını ayırdı.

DERVİŞAN DÖNEMİ

Moğollar’dan ayrılan Cem Karaca, önce Fransa’ya gitmeyen Moğollar elemanları Mithat Danışan ve Turhan Yükseler ile “Karasaban” grubunu kurdu ama uzun ömürlü olmadı. Mart 1974’te Dervişan grubunu kurdu. Grup ilk konserlerinden birini Kıbrıs harekatından sonra Hava Kuvvetleri’ne yardım konserinde verdi.

Şubat 1975’te Cem Karaca’nın en önemli eserlerinden biri olan “Tamirci Çırağı” yayınlandı. Bu şarkıdaki “İşçisin sen, işçi kal” söylemi Cem Karaca’nın siyasi duruşunu da ilk kez bu kadar açık gösteriyordu. 1975’in sonunda “Mutlaka Yavrum/Kavga” 45’liği yayınlandı. 45’liğin ilk şarkısı Mutlaka Yavrum, Filistin Kurtuluş Örgütü için hazırlanmıştı ve 2 farklı Türkçe versiyonunun dışında piyasaya yayınlanmamış İngilizce ve Arapça versiyonları da vardı. 1976’nın başında TRT’de yayınlanacak olan “Kavga” şarkısı son anda nedeni açıklanmayan bir sebepten dolayı programdan çıkarıldı. Aynı yıl Cem Karaca, Hey dergisi tarafından bir kez daha en iyi erkek şarkıcı olarak seçildi.

1977’de Cem Karaca, artan siyasi gerginlikle birlikte, gitgide daha önemli bir figür oluyordu. Aydın’da verdikleri bir konserde CHP İl Başkanı aşırı solcular tarafından dövüldü. Urfa’da verilen bir konserden sonra Dervişan gitaristi Taner Öngür ve bateristi Sefa Ulaştır saldırıya uğradı. Öngür daha sonra bu nedenlerle gruptan ayrıldı. Cem Karaca bu sene tamamı yeni şarkılardan oluşan ilk uzunçaları Yoksulluk Kader Olamaz’ı yayınladı. Bu albümde Karaca besteleri dışında, ünlü şairlerin şiirleri de bulunmaktaydı. Cem Karaca ve Dervişan, 1978’in başında 1 Mayıs plağından sonra yollarını ayırdılar.

Foto: haberler.com

EDİRDAHAN DÖNEMİ VE 12 EYLÜL DARBESİ

Cem Karaca, Dervişan sonrası çoğu Kurtalan Ekspres’ten olmak üzere bir müzik grubu kurdu. Adını da Türkiye’nin iki ucu olan Edirne ve Ardahan’dan esinlenerek Edirdahan koydu. Ancak grup 20 gün sonra Kurtalan Ekspres elemanlarının eski gruplarına dönmesiyle eleman değişikliğine uğradı. 1978’de Cem Karaca, Edirdahan ile kaydettiği ilk ve son teklisi Safinaz’ı yayınladı. Bu plak Türkiye’de daha önce hiç görülmemiş olan 18 dakikalık bir rock operaydı. Alt sınıftan Safinaz adlı bir kızın kötü yola düşmesini anlatıyordu. Teklinin diğer şarkıları da Ahmed Arif ve Nazım Hikmet şiirlerinin besteleriydi. Cem Karaca, 1979’da Londra’daki dünyaca ünlü Rainbow Arena’da konser verme başarısı gösterdi.

1979’da grup dağıldı, Cem Karaca da uzun yıllar sonra ilk kez yanında bir grup olmadan solo olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde ayrıca Almanya’ya taşındı. Çoğu Nazım Hikmet şiirlerinin besteleri olan Hasret albümünü yayınladı. Mart 1980’de Sıkıyönetim Mahkemesi’nde Karaca’nın “1 Mayıs” plağı “komünizm progandası” nedeni ile yargılanmaya başladı. Bu davada şarkıcı Cem Karaca, şarkının bestekarı Sarper Özsan ve plak şirketi sahibi Ali Avaz da suçlanıyordu. Cem Karaca, bu dönemde Avrupa turnesine başlamıştı. Dava başladıktan kısa bir süre sonra da babası Mehmet Karaca’yı kaybetti. Cem Karaca, babasının cenaze törenine katılamadı.

ALMANYA YILLARI

12 Eylül darbesi sonrası Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından Melike Demirağ, Selda Bağcan, Şanar Yurdatapan ve Sema Poyraz ile birlikte Cem Karaca da yurda çağrıldı. 13 Mart 1981’e kadar süre tanındı. Bonn’da yaşayan Cem Karaca, yurda dönmek için ek süre istedi. 15 Temmuz 1982’ye kadar Cem Karaca’nın süresi uzatıldı ancak Karaca, Türkiye’ye dönmeyeceğini belirtti ve süresi dolduktan sonra ise 6 Ocak 1983’te Yılmaz Güney ile aynı gün Türk vatandaşlığından çıkarıldı.

Cem Karaca, bir yandan da müzik hayatına devam etti. Almanya’daki müzisyen arkadaşı Fehiman Uğurdemir ile birlikte 1982’de Bekle Beni albümünü yayınladı. Bu albümdeki “Oğluma”, “Alamanya Berbadı” ve “Bekle Beni” gibi şarkılar Karaca’nın ülkesine duyduğu özlemi göstermekteydi. Bu albüm Karaca’nın vatandaşlıktan çıkarıldığı için medyada yer alamamasından dolayı çok fazla bilinmedi. 1984’te ise bir şarkısı dışında tüm şarkıları Almanca olan Die Kanaken albümünü yayınladı. Bu albüm Alman oyun yazarları Henry Böseke ve Martin Burkert tarafından göçmen Türkler’in Almanya’da yaşadıkları zorlukları anlatmaktaydı. Ayrıca albüm bir tiyatro oyununa da çevrildi. Karaca, albüm yayınlandıktan sonra Alman televizyonlarında albümün adı olan Die Kanaken olarak sahne aldı ve albümü tanıttı.

TÜRKİYE’YE DÖNÜŞ

1985’te Karaca, arkadaşı Mehmet Barı aracılığıyla Başbakan Turgut Özal ile görüşerek, ülkeye geri dönme isteğini bildirdi ve Münih’e gelen Özal ile konuştu. Özal’ın olumlu yanıt vermesi ile hukuki işlemler başlatıldı. Yıl sonunda vatandaşlıktan çıkarılmasına sebep olan davadan beraat etti. 1987’de de hakkında verilen gıyabi tutuklama kararı kaldırıldı. 29 Haziran 1987’de Cem Karaca, Türkiye’ye döndü. Aynı yıl Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar albümünü çıkardı. Bu albüm o senenin en çok satan albümlerinden biri oldu. 1988’de bu albümü Töre takip etti. Bu albüm sonrası Cem Karaca, yasaklı olduğu TRT ekranlarına da çıkmaya başladı.

1990’LAR

Cem Karaca, arkadaşı Uğur Dikmen ve Cahit Berkay ile müzikal ortaklık kurarak Yiyin Efendiler albümünü yayınladı. Bu albümdeki “Oh be” şarkısında, kendisini “dönek” diye adlandıranlara cevap olarak “Ben döneksem döndüm diye memleketime / Döndüm baba döndüm işte oh be” diyerek cevap verdi. 21 Temmuz 1990’da sözlerini kendi yazıp, bestesini Cahit Berkay’ın yaptığı Kahya Yahya şarkısı ile Altın Güvercin en iyi şarkı ödülünü kazandı. Bu dönemde Sosyaldemokrat Halkçı Parti için konserlere çıktı.

Karaca, 1992’de UNICEF için hazırlanan ve İbrahim Tatlıses, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Leman Sam, Fatih Erkoç gibi ünlü isimler korosunun seslendirdiği “Sev Dünyayı” şarkısının sözlerini yazdı ve koroda da yer aldı. 22 Temmuz 1992’de annesi Toto Karaca hayatını kaybetti. Yılın sonlarına doğru Dikmen ve Berkay ile ikinci çalışması olan Nerde Kalmıştık? albümünü yayınladı. “Raptiye Rap Rap” ve “Islak Islak” besteleri ile büyük başarı yakaladı.

Bu albümden sonra Cem Karaca, bir süre müzikle aktif olarak ilgilenmedi. 1994’te TRT’de Raptiye adlı programı sundu. 1995’te ise Flash TV’de Cem Karaca Show’u, 1996’da aynı kanalda “Efendime Söyleyeyim” programını yaptı. 95’te bir sanatçı grubu ile Bosna-Hersek’e gidip, savaş sonrası zor durumda olan Bosnalılara destek verdi.

Sanatçının müziğe geri dönüşü 1997’nin sonunda vizyona giren Ağır Roman ile oldu. Filmin yapımcısı, eski Apaşlar gitaristi ve Karaca’nın dostu Mehmet Soyarslan’nın yazdığı, 1968’de Cem Karaca’ya ün getiren “Resimdeki Gözyaşları”nı, Karaca film için yeniden kaydetti. Filmin ana müziği olan parça, Karaca’yı tekrar müzik piyasasına soktu. Eski plak şirketi, izinsiz olarak “The Best of Cem Karaca” serisini piyasaya sürdü.

1999’da Türk rock müziğinin duayenleri olan Cahit Berkay, Engin Yörükoğlu, Ahmet Güvenç ve Uğur Dikmen’in desteğiyle ‘Bindik Bir Alamete…’ isimli albümünü çıkardı. 2000’de Cem Karaca’nın da rol aldığı Kahpe Bizans’ın müziklerinin bazılarını seslendirdi. Bu filmin de yapımcısı olan Soyarslan’ın yazıp Apaşlar zamanında Dede Korkut’tan esinlenip Sadık Bütünay ile kaydettiği ama yayınlamadığı şarkıları Cem Karaca seslendirdi. Bu eserlerden sonra ölümüne dek birkaç şiir albümünde konuk sanatçı oldu.

SON ÇALIŞMALARI

Şubat 2001’de Murat Töz, Barış Göker ve Cengiz Tuncer ile Cem Karaca Trio olarak sahne almaya başladı. Mayıs 2001’de ise Barış Manço’nun ölümü ile vokalistsiz kalan Kurtalan Ekspres ile beraber çalmaya başladı. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu Konserleri’nde sahne aldılar. 2002’de Yol Arkadaşları adlı grubu kurup yine onlarla sahne aldı. Ölümünden önce kaydettiği son şarkılar ancak ölümünden kısa süre sonra yayınlandı. İlk önce “Hayvan Terli” teklisi yayınlandı. Mehmet Eryılmaz’ın bu şarkısına Karaca’nın bir bar programında bu şarkıyı söylerkenki görüntüleri ile klip çekildi. Mayıs 2005 tarihinde, ölümünden 10 gün önce (2004) Mahsun Kırmızıgül ile kaydettiği “Hayat Ne Garip?”, Kırmızıgül’ün Sarı Sarı albümünde yayınlandı. Karaca ve Kırmızıgül’ün stüdyodaki görüntülerinden oluşan bir klip yayınlandı. Haziran 2005’te ise Murathan Mungan’ın sözlerini yazdığı şarkıların yeni yorumlarından oluşan “Söz Vermiş Şarkılar” albümünde Yeni Türkü’nün “Göç Yolları” eserini yorumladı.

2005 yılında Yavuz Bingöl, Edip Akbayram, Manga, Teoman, Deniz Seki, Volkan Konak, Haluk Levent, Suavi, Ayhan Yener, Tuğrul Arseven tarafından yorumlanan Cem Karaca şarkılarından oluşan Mutlaka Yavrum albümü yayınlandı. Bu albüm daha önce yayınlanmamış İngilizce bir Cem Karaca şarkısı da içeriyordu. Ölümünün 6. yılında Beyaz Show’da daha önce kaydedip yayınlamadığı “Karagözlüm” adlı şarkı ilk kez gün yüzüne çıkmıştır.

TİYATRO VE SİNEMA KARİYERİ

1961’de Hamlet’te oynayarak tiyatroya ilk adımını attı. 1964’te Münir Özkul’un oynadığı General Çöpçatan oyunu ilk büyük tiyatro çalışması oldu. 1965’te askerliği sırasında askeriyede Cahit Atay’ın Pusuda ve Aziz Nesin’in Toroslar Canavarı oyununu yönetti ve oynadı. Aynı dönem İstanbul Tiyatrosu’nda sergilenen “Anahtarı Bendedir” adlı oyunu Türkçeye çevirdi ve oynadı.

Uzun bir süre tiyatroya ara veren ve Püsküllü Moruk oyununun müziklerini yapmak dışında tiyatroyla ilgilenmeyen Karaca, 1987’de Almanya’da çıkardığı Die Kanaken albümündeki şarkıların işlendiği Ab in den Orient-Express oyununun Kuzey Ren Westfalya Eyalet Tiyatrosu’nda oynanan “Die Kanaken” adlı versiyonunda annesi Toto Karaca ile beraber oynadı.

Yine Almanya döneminde Münih Halk Tiyatrosu’nda Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı oyununu yönetti. Cem Karaca, 1970’de ilk ve tek başrol filmi olan Kralların Öfkesi’nde oynadı. Yücel Uçanoğlu’nun yazıp yönettiği yerli western tarzı bu filmde Murat Soydan ile başrolü oynayan Cem Karaca, Camgöz adlı bir kovboyu canlandırdı. Ancak bu film çok başarılı olmadı. Uzun süre beyaz perdeden uzak duran Karaca, 1999’da Kahpe Bizans da Karaca Abdal adlı bir ozan rolünde rol aldı ve filmin müziklerinden bazılarını seslendirdi. Karaca, 1990’da Bir Milyara Bir Çocuk adlı Müjdat Gezen dizisinde rol aldı. Bunun dışında 2001’de Yeni Hayat adlı dizide onur konuğu olarak yer aldı. Aynı sene Avcı adlı dizide Dem Baba rolünü oynadı.

ÖLÜMÜ

8 Şubat 2004 sabahında, solunum ve kalp yetmezliğine bağlı olarak ağır bir kalp krizi geçirdi. Uygulanan tüm müdahalelere rağmen kaldırıldığı Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde 59 yaşında hayata gözlerini yumdu. Hastane tarafından yapılan açıklamada Karaca’nın ölüm sebebi kalp ve solunum durması olarak belirtildi. 9 Şubat 2004’de ikindi vaktinde Üsküdar Seyyit Ahmet Deresi Camii’nde kılınan cenaze namazın ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda babası ile aynı mezara defnedildi.

ÖZEL HAYATI

Cem Karaca ilk evliliğini 22 Aralık 1965 yılında Semra Özgür ile yaptı. Özgür, Karaca’nın annesi gibi bir tiyatro sanatçısıydı. Bu evlilik fazla uzun sürmedi. Karaca, 1968’in sonunda yine bir tiyatro sanatçısı olan Meriç Başaran ile bir ilişki yaşamaya başladı. Ekim 1968’de Karaca ikinci evliliğini Başaran ile yaptı. Bu evlilik de 2 yıl sürdü. Üçüncü evliliğini Feride Balkan ile 21 Ağustos 1972’de yaptı. 1976’da çiftin oğulları Emrah Karaca dünyaya geldi. Çift, Cem Karaca’nın Almanya’da zorunlu yaşama döneminde ayrıldı. 5 Temmuz 1993’te Cem Karaca, dördüncü evliliğini ilk eşi Semra Özgür ile yaptı. Cem Karaca’nın son evliliği ise İlkim Erkan ile oldu.

Karaca’nın ölümünden sonra Karaca’nın çocuğunun annesi Feride Balkan ve son eşi İlkim Erkan Karaca arasında sorunlar yaşandı. İlkim Karaca, Karaca’nın çocukluğunda geçirdiği bir kaza sonucu kısır olduğunu, bu yüzden Emrah Karaca’nın onun oğlu olmadığını iddia etti. Mahkeme kararı ile Cem Karaca’nın mezarı açılıp DNA örnekleri alındı. DNA testi sonucu Emrah’ın Cem Karaca’nın oğlu olduğu tespit edildi. Bu olaydan sonra Balkan ve Emrah Karaca, İlkim Karaca’ya açtıkları hakaret davasını kazandı. İlkim Karaca daha sonra Cem Karaca ve Barış Manço kardeştiler iddiası ile medyada yer buldu.

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Eğitim İş İstanbul 1 Nolu Şube 7. Olağan Genel Kurul İlanı

14 Mayıs 2024

Eğitim İş İstanbul 1 Nolu Şube 7. Olağan Genel Kurulu; 31 Mayıs 2024 Cuma günü Saat: 12.00-16.30 saatleri arasında Bakırköy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi salonunda, çoğunluk sağlanamadığı taktirde 1 Haziran 2024 Cumartesi günü Saat: 12.00-16.30 arası Bakırköy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi salonunda aşağıdaki gündem maddeleri ile yapılacaktır.

EĞİTİM İŞ İSTANBUL 1 NOLU ŞUBE

YÖNETİM KURULU

  1. Yoklama ve açılış
  2. Saygı duruşu ve İstiklâl Marşı
  3. Divanın oluşturulması,
  4. Divanın gündemi okuması ve oylanması
  5. Açılış konuşması, (Genel Başkan, Şube Başkanı, İl ve ilçe temsilcisi)
  6. Gerekli komisyonların oluşturulması,
  7. Yönetim ve denetleme kurulları raporlarının okunması, görüşülmesi ve aklanması,
  8. Disiplin Kurulu raporunun okunması, görüşülmesi,
  9. Çalışma programı ve bütçenin görüşülerek karara bağlanması,
  10. Yeni seçilecek organlara adayların belirlenmesi,
  11. Adayların konuşmaları.
  12. Seçimler
  13. Dilek ve temenniler,

DEVAMI

MEB ELİYLE YASAL ÇOCUK İŞÇİLİK

12 Ocak 2022

Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) bağlı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğünün ilgili kurumlara gönderdiği karara göre, 2021-2022 döneminden itibaren ülke genelinde çok sayıda mesleki ve teknik Anadolu lisesi (MTAL) bünyesinde mesleki eğitim merkezi (MESEM) açılacak. 

Kararda, “Mesleki ve teknik ortaöğretim okullarında kayıtlı öğrencilerden; doğrudan, yıl sonu başarı puanıyla veya sorumlu olarak sınıf geçemeyenlerle devamsızlık nedeniyle başarısız sayılanlardan öğrenim hakkını tamamlayanlar ile öğrenim süresi içinde ikinci defa sınıf tekrarı durumuna düşen veya hali hazırda devamsız olan öğrencilerden mesleki eğitim merkezi programına kayıt yaptırmak isteyenlerin kayıt işlemlerinin yapılabilmesi için MEB tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 2021-2022 eğitim-öğretim yılından itibaren; bazı mesleki ve teknik ortaöğretim okullarının bünyesinde okul/program türü açılması uygun bulunmuştur.

Bu Kararların ardından; İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından acele ve günlü olarak, Meslek Liselerine gönderilen yazı ile, 31 Aralık tarihine kadar MESEM lere öğrenci kaydı yapılması, okulların bulunduğu ilçe ve semtlerde öğretmenlerin, koordinatörlük görevlerini bırakarak esnafları gezmeleri ve bilgi toplamaları istenmiştir. Okul Müdürleri bunu kendilerine kutsal görev kabul ederek, örgün eğitimdeki tüm sınıflara MESEM’i cazip gösteren konuşmalarla, veliler okullara davet edilmişlerdir.

MESEM  programı her ne kadar, devamsızlıktan başarısız sayılanlar, sınıf geçemeyerek öğrenim hakkını tamamlayanlar için gibi gözükse de, mevcut durumda, örgün eğitimdeki tüm öğrencilere seçenek olarak gösterilmiştir. (Kayıtlar 31/12/2021 tarihinde son buldu. Ancak son gelen yazı ile beraber 04.02.2022 tarihine kadar kayıtlar uzatıldı.  Bu tarihe kadar kayıt yaptıran öğrenciler 2021-2022 öğretim yılı öğrencisi sayılacak.)

Önümüzdeki yıldan itibaren, kararın yasallaşması nedeniyle, 8.sınıftan itibaren öğrenci ve velilere de 4 gün işyerine gidip 1 gün okul gelerek hem diploma alacakları hem de asgari ücretin %30 kadar ücret alacakları anlatılarak geçim derdine düşen ailelere ve onların çocuklarına MESEM güzellemeleri yapılacağı aşikardır. Meslek Lisesi öğrenci ve veli  profiline baktığımızda, “Meslek Lisesi Diploması” yanında, asgari ücretin üçte biri oranında ücret alacağının söylenmesinin cazip gelmemesi düşünülemez. Bu durumda Mesleki Teknik Anadolu Liseleri’nin (MTAL) Mesleki Eğitim Merkezleri’ne dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır.

Ayrıca MESEM’in yaygınlaştırma tanıtımında; “Erken yaşta sigortanız yapılıyor”, “Fabrikaya okul kuruyoruz”, “ Genç işsizliği önlüyoruz “ gibi popülist yaklaşımlar gerçeği yansıtmamaktadır. Gerçek; devlet eliyle çocuk işçiliğinin yasal hale getirilmesi, çocukların ellerinden geleceklerinin, hayallerinin ,çocukluklarının ellerinden alınarak sermayeye ücretsiz işgücü sağlama diplomalı itaatkar köle toplum inşa etme düşüncesidir.

Mevcut yasalara dayanarak, çocuğun eğitime okulda devam ettiği algısı ile, ” 4 gün işyerinde meslek eğitimi” gibi gösterilmesi bir aldatmacadan ibarettir. 15 yaş öğrencisi, işverenin insafına terk edilmiş olacaktır. Çocuğun temel haklarına erişmesi gibi yüksek yararı gözetilmesi gerekirken, sosyolojik, psikolojik, sistematik hiç bir alt yapısı bulunmayan bir yapbozun içine bugün ve gelecekteki meslek lisesi örgün öğrencileri atılmak istenmektedir. Eğitim süreklilik içeren bir olgudur. Bir eğitim modelini oluştururken eğitim metotlarının, hangi koşullarda yararlı olmadığının tanımlanması ve tanımlanan koşullarda neler yaparak eğitimin doğru amaca ulaşabileceğinin sorgulanması gerekir. Eğitim sermayenin ihtiyaçlarına göre düzenlenemez. Çocuk, özgürlüğe doğru eğitim aracılığıyla ulaşır. Oysa yapılmak istenen çocuğu özgürleştirmek değil köleleştirmektir. 

Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve MESEM programı ve kurum yapısına bakıldığında, bu kararların başka planlar içerdiğini anlamak zor değildir.

Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi Makine ve  Tasarım  Teknolojileri Mesleki Eğitim Merkezi   Makine Teknolojisi Alanı  
Bilgisayarlı Makine İmalatı Endüstriyel Kalıp Makine Bakım Onarım Bilgisayar Destekli Makine Ressamlığı Bilgisayar Destekli Endüstriyel Modelleme Tıbbi Cihaz Üretimi Endüstriyel Ürünler Tasarımı Değirmencilik Savunma Mekanik Sistemleri Mikromekanik Bilgisayarlı Makine İmalatı Dalı Endüstriyel Kalıp Dalı Makine Bakım Onarım Dalı Bilgisayar Destekli Makine Ressamlığı Dalı Mermer İşleme Dalı Bilgisayar Destekli Endüstriyel Modelleme Dalı Değirmencilik Dalı Anahtarcılık Ve Çilingirlik Dalı Saat Tamirciliği Dalı
        9.sınıf (örnek) kültür dersi   :  30 saat meslek dersi :  11 saat 10.sınıf 28saat 14saat 11.sınıf 16saat 17saat 12.sınıf 11saat 24saat        9.sınıf(örnek) kültür dersi   :   6 saat meslek dersi  :  2 saat 10.sınıf 6 saat 4 saat 11.sınıf 3 saat 7 saat 12.sınıf 2 saat 8 saat
  Seçmeli dersler  2 saat   –   9saat   7saat   Seçmeli dersler 2 saat   –   –   –
  12.sınıftan itibaren 3 gün işletme 1gün okul   9- 12 . sınıfa kadar 4 gün işletmede 1 gün okul
Akademik destek 12. Sınıfta 31 saat Akademik destek yok.

Program açısından değerlendirme yapıldığında,

  • MTAL öğrencisinin öğrencisi örneğin 9. Sınıfta 30 saat kültür dersi almasına karşın, MESEM öğrencisi sadece 6 saat kültür dersi alacaktır. 10-11-12.sınıfta alacağı toplam kültür dersi saati, diploma programına giden öğrenci için; meslek lisesinde okuyan akranlarının dörtte birinden az olacaktır. Öğrenci eşit düzeyde eğitime kavuşamadığı için, akranlarıyla arasında kültürel açıdan büyük farklılıklar görülecektir.  Akademik dersler öğrencinin salt kültürel bilgisini zenginleştirmekle kalmayıp, öğrencinin ders süresi içinde akranlarıyla paylaşma, etkileşim, işbirliği, diyalog becerisini de yükseltir. Kültür dersi sayılarının ve çeşitlerinin asgari düzeye indirilmesi öğrencinin kültürel anlamda kısırlaştırılması demektir. Akran ve öğretmeni ile etkileşimin yok denecek kadar az olması, öğrencinin eğitsel ve psikolojik açıdan kendi başına terk edilmesi anlamına gelir. Sadece akranlarıyla etkileşimde olması açısından değil, akademik eğitimine yüksek okul , üniversite bazında  devam etme hedef ve hayali neredeyse  elinden alınmış olacaktır.
  • Meslek dersleri eğitimi MTAL de 9. Sınıfta 11 saat, MESEM ‘de 2 saat olarak planlanıştır. 10-11- 12. Sınıf düzeylerinde de meslek dersi saatleri, MESEM’ de yok denecek kadar azdır. Kültürel derslerinin yanında meslek dersleri eğitiminden de yoksun olması çocukların,  ücretlerinin devlet tarafından ödendiği işverenlerin ücretli kölesi olma durumundan ileriye gidemeyecektir. Öğrencilerin işi teknik bilgileri ile birlikte iş başında, mesleki ve teknik yeterliği olan bir öğretmenden alması ile, 4 gün boyunca, ustasının insafına bırakılması nasıl aynı kefeye konabilir. Alt yapısı ve dinamiği yıllar içinde çözmüş gelişmiş ülke modellerine öykünerek, işi, işte öğrensin mantığı, ülkemiz eğitim sistemi içinde hiçbir temele oturmamaktadır. Hali hazırda  İş yerlerinde, mesleki yetkinliği diploma yolu ile değil,  alaylı edinen bir çok usta öğretici olduğu düşünülürse, öğrencinin iş becerisi edinirken, hiçbir eğitim modeline göre yetiştirilmeyeceği çok açıktır. MESEM ‘lere öğrenci kaydı yapılmaya çalışmanın amacı, sadece işi öğrensin, kültürel bir birikimi olmasın, bize verilenle yetinen, sermayeye ucuz insan gücü yani ücretli köle yetişsin mantığıdır.
  • Örgün eğitim içindeki alanların bazı alt dallarının MESEM’ de olmaması tercih kısıtlamasına neden olacaktır. Şüphesiz iş kollarının hepsinin aynı düzeyde ve seviyede olması beklenemez. Ancak MESEM örgün eğitim dışında kalmış, eğitimini tamamlayamamış, meslek belgesi edinmek isteyen yetişkinlere göredir. Gelecek hedef ve hayalleri olan ya da olmasa bile bu hayali kurmasına bile izin vermeden, gasp edilecek olan 15 yaş örgün öğrencisine göre değildir.
  • Meslekle ilgili hazır bulunuşluk düzeyi olmayan bir çocuğun, işi iş yerinde sadece meslek yeterliliği olan birinden öğrenilmeye mecbur bırakılması, çocuğun köleleştirilmesini doğurur. Akranlarından uzakta, meslek bilgi ve tecrübesi olmayan, sadece emek yoğun bir programla, yaşının, bedeninin ve psikolojik durumunun kaldıramayacağı bir yükün altına ezilmesinden başka bir şey değildir.
  • Bu alanlarda nitelikli ara eleman yetiştirmek için eğitim almış teknik öğretmenler bu programın neresindedir? Öğretmen bu programı verecek yeterlikte değilse, neden öğretmenlerin eğitimine pay ayrılarak, sistem buradan düzenlenmeye başlanmamış, sil baştan ve sonuçlarının en çok çocukları etkileyeceği ve sağlam bir temele oturtulmamış bir program yürürlüğe girmektedir.

MESEM’lerin yaygınlaşması toplum açısından da bir çok olumsuzluğu beraberinde getirecektir.

  • Eğitimle kültür arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Eğitim, bir toplumun var oluşunu ve ilerleyişini güvenceye almak amacıyla bilgi, beceri, düşünce ve davranış kalıplarının aktarılması sürecidir. Bilimsel sistematiğin ön planda tutulduğu toplumlarda eğitim, kişinin ve toplumun yaşamını değiştirebilmesinde büyük rol oynar. Eğitimin öneminin farkında olan iktidar tarafından, eğitim sisteminin siyasal-ideolojik hedeflerine uygun olarak, biçimlendirmeye çalışıldığını görüyoruz.  Mesem’ lerin yaygınlaştırılmaya çalışılması ile  “köle nesil” yetiştirmeyi hedefleyen iktidar, hedefini daha da büyüterek, bilinçli ve programlı bir şekilde eğitim müfredatını 4+4 haline getirmeye çalışmaktadır.( hatta ikinci 4 yıllık eğitimin zorunlu olmasından rahatsızdır. Bunu hafızlık eğitimleri ile delmiştir.) Sorgulamayan, sadece karnını doyurmaya çalışan yoksul bir halk yaratılmaya çalışılmaktadır. Yoksullaştırılan emekçi halkın çocukları, işçiliğe özendirilecek, yoksullaşan halk, çocuğunun eve katkı sunmasına sıcak bakacak, İktidar tarafından sermayeye bu çocukların ücretleri ödeniyor mantığı altında kamu kaynakları aktarılacak, toplumda çocuk işçiliği emek sömürüsü yaygınlaşacak, çocukları eğitimin dışına itilmiş bilinçsiz, eğitimsiz bir toplum oluşturulacaktır. 15-17 yaş grubunun sömürüye karşı daha savunmasız olması nedeniyle, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri daha da görünür olacaktır.

Çocuk işçilerin asgari ücretin altında bir ücretle çalıştırılması, bu ücretin ve sigorta giderlerinin devlet tarafından karşılanması, sermayeyi çırak çalıştırmanın emek maliyeti sıfır olmasından dolayı buna yöneltecek,  iş yerlerinde çalıştıracağı ücretli personel sayısını azaltma yoluna gidecektir. Bu durum ülkemizde zaten oldukça yüksek olan işsizlik oranının daha da artmasına neden olacaktır.

MESEM’ cazip gösterilerek kayıt yaptırılan çocuklar açısından durum şüphesiz daha vahimdir.

  • Çocukların MTAL programı ile meslek lisesi diploması edinmesi ile, MESEM programından meslek lisesi diploması alan çocuk hayata karşı 1 -0 yenik başlayacaktır. Kültürel eksikliklerin yanında, psiko-sosyal açıdan çevresine karşı kimlik kargaşası yaşayan, erken olgunlaşmış ve yorulmuş bireyler olacaklardır. Okuldan kaçarak işyerlerine gitmesi ve para kazanması cazip gelen çocuklar, bu yükün altında bedenen ve ruhen yenik düşeceklerdir. Bilimsel açıdan 15-17 yaş arasındaki bir çocuğun en fazla 2 saat herhangi bir işyerinde çalışması uygundur. Ayrıca yine bilim; çalışacağı işin, hafif düzeyde bir iş olması gerektiğini de belirtir. Oysa MESEM programında çocuk 4 gün ve günde 8 saat veya daha fazla çalışmak zorunda bırakılacaktır.

İş yerinde risk altındaki çocuklar, çevresindeki yetişkinlerin dünyasına ait olacaklardır. Bu yaş grubunun kendi yaşıtları ile vakit geçirme,   yaşına uygun sosyal faaliyet ve alanlardan kendini beslemesi ve hayata hazırlanması gerekirken iş hayatı sorumluluğu omuzlarına taşıyamayacağı yükler yükleyecektir. Hayata erken atılmak zorunda bırakılan bu çocuklar fiziksel ve psikolojik açıdan hasarlı toplum bireyleri haline geleceklerdir. 

Ekonomik olarak sömüren, tehlikeli işleri yapmaya mecbur kalacaklar, yetişkinlere oranla bilgi ve deneyimleri az olan çocuklar iş kazası meslek hastalığı gibi olumsuz durumlar karşısında daha fazla risk altında olacaklardır.

Çocuğun Eğitim hakkı, İnsani şartlarda yaşam hakkı, İstismar ve ihmalden korunma hakkı, Ekonomik sömürüden korunma hakkı vardır.  Bugün, Meslek Liselerinin MESEM’e dönüştürülmeye çalışarak başlanan bu çocuk hakları ihlaline dur demezsek,  yarın müdahale edilmesi daha zor bir hale gelecektir.

Meslek liselerinden MESEM ‘ e kaydırılan bu çocuklar ve gençler büyük bir eğitimsizlik girdabı ile karşı karşıya kalacaklar. Bunun sonucunda ; üretken biçimde çalışamaz, sağlıklarına ve bedenlerine özen gösteremez, kendilerini gereği gibi koruyamaz ve kültürel açıdan zengin bir yaşam sürdüremez olacaklardır.

  • Sistem tarafından,  eğitimsiz yetişkinleri belgelendirmek amacıyla kurulması kararlaştırılan Mesleki eğitim Merkezleri anlaşılan o ki, devlete yük gelmeye başlamıştır. Toplumda eğitimsiz kimse kalmasın başlığıyla açılan bu kurumlar, toplumda az eğitilen bireyler için yeniden yapılandırılmak istenmektedir. Mesleki Eğitim Merkezlerinde çok az sayıda öğrenci kaydı olması ancak bu kurumlar için kadro oluşturulmasının devlete maliyeti de düşünülerek, az öğretmen, çok öğrenci, özel sektöre aktarılan kaynaklar şeklinde çözülmeye çalışılmaktadır. Öğretmen devlete yük görülmekte, ama kamu kaynakların özel sektöre aktarılması için kararlar meclisten kolayca çıkmaktadır.
  • Bu dönüşümle bir çok öğretmen okullarında norm fazlasına dönüşecektir. (okulların öğretmen ihtiyacı ciddi bir şekilde azalacak)

Öğretmenlerin büyük çoğunluğu bir şekilde mağduriyet yaşayacaktır. Norm fazlası olmaları nedeniyle, başka okullara veya bölgeye atanma sorunu ile karşı karşıya kalacaklar.

Genel bir değerlendirme ile;

Meslek Liseleri bünyesine MESEM açılması teklifi ve yapılan düzenlemeler, 2016 yılından itibaren yasalaşmaya başlamıştır. Çıraklık eğitimini zorunlu eğitim kapsamına alarak , bu eğitimin verildiği kurumlar Mesleki Eğitim Merkezi haline getirilmiş ve bu kurumların statüsü diğer ortaöğretim kurumlarının seviyesine çıkartılmıştır. 14.08.2020 tarihli Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü Mesleki Eğitim Merkezi Diploma Telafi Programı konulu yazısıyla “Mesleki Eğitim Merkezleri Haftalık Ders Çizelgesi ve Diploma Programı” yayınlanmış ve 2019-2020 eğitim öğretim yılından itibaren mesleki eğitim merkezlerinde diploma programı kademeli olarak uygulamaya başlanmıştır. Organize Sanayi Bölgelerinin yönetimlerine, özel mesleki eğitim merkezleri açma hakkı verilmiş, ayrıca özel sektör tarafından açılacak olan bu kurumlara devlet teşviği verileceği açıklanmıştır.  Kamu kaynaklarının, kamu okulları yerine sermayeye aktarımı için yeni bir alan oluşturmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Bu hazırlıklar; yoksul çaresiz çocuklar,  ebeveynlerin eğitim ve gelir durumu dikkate alındığında aslında yoksullaştırılan halka dayatılan, sermaye için ucuz işgücü, iktidar için ise köleleşmiş kitle yaratmanın adımlarıdır.

MESEM ’lerin yaygınlaşması ile

  • Örgün eğitim dışına itilmiş, yarınlarına yabancılaşmış, eğitimsiz, haklarını bilmeyen, kültürel açıdan eksik, kendine dayatılan hayatı kabullenen genç kitle oluşacağı,
  • Yoksullaştırılan halkın çocukları açısından zorunlu eğitimin 8 yıla ineceği,
  • Türkiye’de “çırak” adı altında milyonlarca çocuğun ciddi bir emek sömürüsüne maruz kalacağı,
  • 18 yaş altı çocukların çalıştırılmasının yasal hale geleceği,
  • Patronlara ücreti devlet tarafından ödenen çocukların ücretsiz insan kaynağı olarak sunulacağı ve hakkını aramak konusunda bir yetişkin gibi davranamayacak bir işçi ordusu yetiştirilmek istendiği anlaşılmaktadır.

MEB’in  eğitime piyasacı bakış açısı, yoksullaştırılan halkın çocuklarını, çocuk işçi olmaya özendirmesi, siyasi gelecek için  köle kitle oluşturma çabası, yoksullaştırılan emekçi sınıfının çocuklarının sermayeye yem yapması kabul edilemez. Devletin görevi çocuk işçiliğini yasalaştırmak değil, çocukların örgün eğitimde kalmaları ilgi, yetenek ve tercihlerine uygun, her bireyin ulaşabileceği, parasız, laik, bilimsel, eşit eğitim vermek ve insan onuruna yaraşır bir gelecek imkânı sağlamaktır.

Öncelikle ülkenin mesleki eğitim ihtiyaçlarının çıkarılması, var olan meslek okullarındaki eğitim sistemlerinin incelenmesi, dünyadaki mesleki eğitim sistemleri ve eğitim modellerinin incelenmesi, doğru eşleştirme analizlerinin yapılması ve mesleğin sahibi öğretmenlere ve onların temsilcisi olan sendikalara sunularak fikirlerinin alınması, bir yol haritası çıkarılarak oldu bittiye getirilmemesi gerekmektedir.  

Eğitim ve çocuklarımız yapboz tahtasının bir parçası değildir. Özgürlük eğitimle kazanılır. Özgür, haklarını bilen istediği mesleğe ve eğitime ulaşabilen çocukların yarınları ve onların hedefleri için mücadele etmek sorumluluğumuzdur.

DEVAMI

Başkanımız

baskan
Gül İNCE CANIÇEVİK
Şube Başkanı

Etkinlik Takvimi

Foto Galeri

  • GENÇLİĞİN ATASINA ÖZLEMİ
  • MAKSUT BALMUK’UN GÖREVDEN ALINMASINI PROTESTO ETTİK
  • İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNE DESTEK VERDİK
  • FERHAN ŞEYSOY’UN FERHANGİ ŞEYLER OYUNUNDAYDIK

Videolar

  • 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ FİLMİ
  • Eğitim İş 10. Yıl Filmi
  • KURULUŞUMUZUN 9. YILINI KUTLUYORUZ
  • Eğitim-İş Sinevizyon Şubat – 2013