Eğitim İş İstanbul1 Nolu Şube

GEZİ BALÇIKLA SIVANMAZ!

Anmalar

GEZİ BALÇIKLA SIVANMAZ!

06 Mart 2019

 

Ülkede kurulmaya çalışılan tek adam rejimine, kalıcıllaştırılmak istenen baskıcı, faşizan mevsime “hayır!” diyen, haksızlığa hukuksuzluğa, demokrasinin rafa kaldırılmasına, insan haklarının yok edilmesine, doğanın katledilmesine ve gericiliğe isyanın adı olan ve milyonların var ettiği Gezi Direnişi, tarihte yer eden tüm halk isyanları gibi, muktedirlerin hâlâ hedefindedir. Yıllardır iktidar ve yandaşlarınca sürdürülen manipülatif söylemler, iftira niteliğinde suçlamaları, onların toplamına eş değer bir iddianame takip etmiş, Gezi Direnişi tekrar yargı konusu edilmiştir.
İddianamede Osman Kavala, Can Dündar, Ayşe Mücella Yapıcı, Memet Ali Alabora ve Av. Can Atalay’ın da bulunduğu 16 kişiye yöneltilen garip suçlamalar üzerinden Gezi Direnişi, karanlık bir kalkışmaymış gibi gösterilmek istenmiştir.

İddianamesinin neredeyse ilk yüz sayfasında sadece ve sadece “dış güçler”den bahseden savcı, Gezi’yi Soros’a ve hatta FETÖ’ye bağlamaya çalışmıştır! Soruşturmayı FETÖ’nün kritik savcılarından Muammer Akkaş’ın başlatmış olması, tanık polislerin FETÖ ile iltisaklı olduğunun ortaya çıkması da bu kara hukuk tiyatrosunun perde arkası olmuştur.

Koskoca bir halk direnişini 16 kişinin gayreti, zamanında açılan bir facebook sayfasının etkisi, bir oyuncunun Ortadoğu ziyareti gibi unsurlarla komplo teorilerine bağlamak, Kafka’nın “Dava” kitabının canlandırmasından başka bir şey değildir.

Tanınmış sanıklardan birisi için iddianameye “cep telefonundan Türkiye’nin bölünmüş haritası” çıktı notunun düşülmesi, ve bu haritanın aslında akademide hala okutulan bir ders kitabındaki Türkiye’nin barındırdığı arı türlerine gösteren bir harita olması, neredeyse tüm yargılamanın özetidir. 

KRİMİNALİZE EDİLEMEYECEK BİR HALK İSYANI

Başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil 27 kişinin yargılamada taşıdığı “mağdur” sıfatı ise kısmen haklıdır. Erdoğan’ın hikmetinden sual olunmaz imajının ilk çizildiği an, Gezi Direnişi’dir ve demokratik bir ülkede yaşamak isteyen milyonlar olduğu için ne isterse yapamayacağını kendisi ilk orada tecrübe etmiştir. Bu yüzden Erdoğan, 16 kiloyken can veren Berkin’i ve acılı annesini miting alanlarında yuhalatmaya çalışmıştır, Gezi’yi hala dilinden düşürmemesi tam bu yüzdendir.

Eğitim-İş olarak vurguluyoruz:

Gezi Direnişi, bu ülkenin aydınlık yüzüdür. Baskı politikalarına karşı “artık yeter” diyen milyonların suladığı bir ağaçtır. Onu sıradanlaştırmaya çalışmak, tarihte şimdiden yerini almış koca gövdesini küçültmeyecektir. Gezi’yi kriminalize etmek, demokrasi isteyen milyonlarca yurttaşı “vatan haini” ilan etmek demektir ki bu tiyatro, kimse için asla mutlu sonla bitmez.
Gezi direnişi, bir yargılamaya konu olacaksa, sadece ülkesinde özgürlük isterken can veren gençlerimiz, gözünü kaybeden yurttaşlarımız nedeniyle olmalıdır. Barışçıl bir protestoyu, yurt çapında şiddete boğanların, “O emirleri ben verdim” diyenlerin yargılandığı bir dava olmalıdır. Aksi, toplum vicdanında her zaman yara açacaktır.


MERKEZ YÖNETİM KURULU

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

ÇAĞI YAKALAYACAĞIZ DİYEN MEB, ORTA ÇAĞ`I YAKALAMAK ÜZERE!

22 Mayıs 2019 

Eğitim sisteminin popülist söylemlerin oyuncağı haline geldiği, “Ben yaptım oldu”cu anlayışın egemen olduğu, tamamen ideolojik bakış açısıyla kağıt üstünde gerçekleştirilen değişikliklerle çağdaş, bilimsel ve laik eğitimin yok edilmeye çalışıldığı bir süreç yaşamaktayız.

Milli Eğitim Bakanlığı, şimdi de ortaöğretimde “reform!” diye nitelediği yeni bir modeli hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Bilindiği üzere AKP’nin iktidarda olduğu 17 yıl boyunca eğitim sistemi adeta yamalı bohçaya dönmüş, 7 kez Milli Eğitim Bakanı değişmiş, her gelen bakan öncekinin tersi uygulamaları reform olarak yutturmaya çalışmıştır. Daha yeni uygulamanın sonuçları belli olmadan başka bir uygulamaya geçilirken, eğitim sisteminde yapılan köklü değişiklik sayısı 15’e ulaşmıştır.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıkladığı ve 2020-21 yılında 9. Sınıflardan başlayarak kademeli geçiş yapılması planlanan yeni sisteme göre; ders sayısı azaltılacak, liselere kariyer ofisleri açılacak, 12. Sınıflarda ders saatleri azaltılıp destek çalışmaları yapılacak, bilgi kuramı zorunlu ders olacak, her öğrenci üniversitedeki gibi kendi istediği dersleri seçebilecektir.

Geçmişte denenmiş ve ülkemizdeki okulların fiziki eşitliği sağlanamadığı için başarısız olmuş kredili sistemin benzeri olan bu sistem, okullar arasında var olan eşitsizliği daha da derinleştirecek, eğitimdeki ticarileşmenin kapısını ardına kadar açacaktır.

Yeni sistemde, fizik, kimya, biyoloji, tarih, felsefe, beden eğitimi, müzik gibi gençlerin pozitif bilimlerle temasını sağlayan, neden sonuç ilişkisi kurmasını öğreneceği ya da kişisel gelişimine fayda sağlayacak dersler seçmeli ders olarak belirlenmişken din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin zorunlu ders olarak belirlenmesi, Bakanlığın ‘modern’ söylemleri altında bilimsellikten ne kadar uzak bir anlayışın yattığını tekrar göstermiştir.

Öğrencilerin gelişimine büyük bir darbe vuracak olan bu değişiklik, eğitimciler için de kara haberler içermektedir. Bu değişikliklerle birçok alanda öğretmenler ya norm fazlası olacaklardır ya da kurum değiştirmek zorunda kalacaklardır. 10 binlerce öğretmeni etkileyecek böyle bir düzenlemede eğitimin paydaşlarının görüşünün alınmaması kabul edilebilir değildir. Kaldı ki ders sayılarını azaltma adı altında bazı dersler doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi adlar altında birleştirilmekte fakat bu dersleri kimlerin okutacağı, bununla ilgili nasıl bir çalışma yapılacağı açık bırakılmaktadır.

Bakan Selçuk’a soruyoruz!

Kariyer ofisleri tüm okullarda açılabilecek midir? Açılacaksa bu ofislerde kimler görev alacaktır?

Her ayrıntısının planlanmasına akademisyenlerin ve uluslararası uzmanların da katıldığı ifade edilen bu çalışma tüm paydaşların görüşü, katkısı, eleştirisi alınmadan neden damdan düşercesine açıklanmıştır? Sözü edilen akademisyenler ve uluslararası uzmanlar kimlerdir?

Bilim derslerini, gençlerin kültürel ve bedensel olarak geliştirecek dersleri seçmeli yapıp, din dersini zorunlu kılmanız nasıl bir mantığa dayanmaktadır? Her konuşmanızda bahsettiğiniz “çağı yakalamak”tan kastınız orta çağı yakalamak mıdır?

Eğitim politikaları konusunda iktidarın ve eğitimden sorumlu kurumların, görevlerini bugüne kadar yerine getiremedikleri maalesef ortadadır. AKP iktidarı döneminde orta öğretim iflas etmiş, devlet liseleri sadece diploma alınan kurumlar haline getirilmiştir. Çünkü 17 yıldır reform diye önümüze konanlar çizelge değişikliğinden ibarettir. Oysa reform, bakış açısında olmalıdır.

Eğitim kalitesi bakımından aralarında uçurumlar olan okullar yaratılarak, talep olmamasına rağmen sürekli yeni imam hatip okullarının açılması ve imkanlarla donatılması; sermayenin okullara sokulması, zaten adil olmayan eğitim sisteminin son dönemde daha da eşitsiz hale getirilmesi, eğitimimizdeki sorunun bakış açısında olduğunu açıkça göstermektedir.

Eğitim sistemimizin temel sorunlarını çözme noktasında politikalar geliştiremeyen eğitimden sorumlu kurumlar, altyapısı hazırlanmadan yapılan değişikliklerle eğitimin mevcut sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır.

Öncelikle yapılması gereken, bilimsel anlayıştan uzak gerici yapıların eğitime müdahalesini önlemek, okulların fiziki şartlarını geliştirmek ve eğitimin esas paydaşlarıyla işbirliği geliştirmek olmalıdır.

Parasız, bilimsel, laik eğitim anlayışını hakim kılmak için, öğrencilere çok yönlü bilgi ve beceri kazandıracak nitelikli bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Tekrar söylüyoruz: Fırsat ve imkan eşitliğine dayalı, bilimsel ve objektif kriterleri içeren bir modele geçmelidir.

Temel bilimlere ilişkin derslerin, Tarih’in, Coğrafya’nın seçmeli olduğu, inkılap tarihini dahi zorunlu kılmayan, sanatı(Görsel Sanatlar, Müzik), sporu (Beden Eğitimi) yok sayan bu sistem bizim için yok hükmündedir.

Eğitim-İş olarak, ülkemizin geleceğini oluşturacak yeni kuşakların akıl, bilim ve sanat ortamında barış ve huzur içinde verilen bir eğitim sistemiyle yetiştirilmesi için her türlü katkıyı sunacağımızı; aksi yöndeki her türlü dayatmanın da karşısında olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

             MERKEZ YÖNETİM KURULU 

DEVAMI

BAĞIMSIZLIK MÜCADELEMİZİN BAŞLANGICININ 100. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

18 Mayıs 2019

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, Samsun’a çıkarak, bağımsızlık ve özgürlük meşalesini yakmasının 100. Yıldönümü, ulusumuza kutlu olsun!

Tam 100 yıl önce 19 Mayıs 1919’da, bir ulus, Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları öncülüğünde kendi kaderine el koyarak, var olma mücadelesini başlattı.

19 Mayıs 1919’da emperyalistlere karşı başlatılan ulusal mücadelemiz, aynı zamanda emperyalizmin sömürüsü ve saldırısı altında ezilen dünyanın tüm mazlum uluslarına da bağımsızlık mücadeleleri için örnek olmuştur.

Atatürk, ülkenin ve ulusun içinde bulunduğu olanaksızlıklara boyun eğmemiş; yenilmiş, çağın gerisinde kalmış bir imparatorluktan çağdaş bir devlet yaratmış, modern Türkiye Cumhuriyeti kurmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Tarihimizi 1919’dan başlatan tarih anlayışını reddediyorum” sözlerine karşılık, 19 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına uzanan sürecin başlangıcıdır. Tam da bu nedenle Atatürk, 19 Mayıs’ı doğum günü kabul etmiştir.

Günümüzde ise hukuku tanımayan, siyasi iktidar, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ve demokrasimizi taçlandıran, aydınlanma devrimimiz Cumhuriyet’in kazanımlarını yok etmek için her türlü çabayı göstermektedir. Üniter devlet yapısı hedef alınmakta; başta Öğretim Birliği ilkesi olmak üzere devrim yasaları çiğnenmekte; Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda oluşturulan çağdaş ve bilimsel eğitim hedefi terk edilmektedir.

Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği ulusumuzun geleceği olan gençlerimiz, bugün ciddi tehlikelerle ve tehditlerle karşı karşıya bulunmaktadır. Sınava endeksli gerici eğitim programları ile ulusal belleği yok edilmiş, sorgulamayan, düşünmeyen, itaat eden bir gençlik yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Eğitimin ticarileştirilmesi ve giderek daha fazla oranda paralı hale getirilmesi, milyonlarca gencimizin eğitim sisteminin dışına itilmesine neden olmuştur. Eğitim hakkından yararlanamayan yüz binlerce gencimiz, çalışma yaşamında da güvencesizlik ve ağır emek sömürüsü ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Üniversitelerin özerk yapıları baskı altına alınmaya çalışılmakta, iktidara yakın yandaş kadrolar, kararlı adımlarla gelen gençliğin önüne set çekmekte, gençliğin ve ülkenin geleceği karartılmaya çalışılmaktadır.

Ancak Türk Gençliği tehlikenin farkındadır, kararlı adımlarla Cumhuriyet’in temel değerlerine, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkarak, aydınlık Türkiye’nin meşalesini taşımaya devam edecektir. Bu yolda Atatürk’ün Gençliğe Seslenişi, gelecek kuşaklara inancının ve güveninin göstergesidir. Her türlü tuzak ve engellemelere rağmen Türk gençliği, Atatürk’ün bu inancını boşa çıkartmayacaktır.

Unutmayalım; Atatürk, geleceğimizi gençlerimize; gençliği ise biz öğretmenlere emanet etmiştir. Aydınlık bir Türkiye’yi tekrar örmek, kuşkusuz bu mirasa sımsıkı sarılmaktan geçmektedir.

Eğitim-İş, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da Atatürk’e, O’nun devrim ve ilkelerine, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne ve kazanımlarına, çağdaş,  bilimsel, laik, demokratik ve kamusal eğitime her şeye rağmen sahip çıkacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle ulusumuzun Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor, başta yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bize bağımsızlığımızı kazandıran Kurtuluş Savaşı’nın tüm kahramanlarını saygı ile anıyoruz.

                                                                       MERKEZ YÖNETİM KURULU        

DEVAMI

Başkanımız

baskan
Gül İNCE CANIÇEVİK
Şube Başkanı

Etkinlik Takvimi

Foto Galeri

  • GENÇLİĞİN ATASINA ÖZLEMİ
  • MAKSUT BALMUK’UN GÖREVDEN ALINMASINI PROTESTO ETTİK
  • İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNE DESTEK VERDİK
  • FERHAN ŞEYSOY’UN FERHANGİ ŞEYLER OYUNUNDAYDIK

Videolar

  • 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ FİLMİ
  • Eğitim İş 10. Yıl Filmi
  • KURULUŞUMUZUN 9. YILINI KUTLUYORUZ
  • Eğitim-İş Sinevizyon Şubat – 2013