Eğitim İş İstanbul1 Nolu Şube

ÜÇ FİDANIMIZ MÜCADELEMİZE IŞIK TUTMAYA DEVAM EDİYOR

Anmalar

ÜÇ FİDANIMIZ MÜCADELEMİZE IŞIK TUTMAYA DEVAM EDİYOR

05 Mayıs 2016

1960 yıllar,  tarihin en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Sol rüzgarın bütün dünyayı sardığı, böyle bir dönemde, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye’de yükseklere taşıdılar. ABD’ye, NATO’ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler.

 

Üniversite işgalleri, ABD’nin Dolmabahçe’ye demirleyen 6. Filo’sunu protesto eylemleri, Tam Bağımsızlıkçı Mustafa Kemal Yürüyüşleri, İşçi-Köylü eylemleri gerçekleştirdiler. 1966’da, Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorumlu belediye işçileriyle birlikte Taksim’deydiler.

 

Üniversite yaşamlarında da bütün haksızlıklara karşı çıktılar. 12 Haziran 1968’de yapılan ve öğrencilerin haklarını elde etmesiyle sonuçlanan İstanbul Üniversitesi işgalinde en öndeydiler. Deniz Gezmiş, Temmuzda yeniden İstanbul’a gelen 6. Filo’yu protesto eyleminden sonra cezaevine girdi. 3 aylık tutukluluğu sırasında, artık bütün Türkiye o ismi tanımıştı. Milli Demokratik Devrim tezinin yaygınlaşması için çabalıyor, 2. Kurtuluş Savaşı tezini işliyordu. Yarım kalan bağımsızlık mücadelesinin yeniden başlatılması gerektiğini anlatıyor ve bunun için mücadele ediyordu.

 

Şubat 1969’da da reform tasarılarını üniversitede yaşama geçirmeyen yönetimi protesto ettiği için cezaevine düştü. Çıktığında bu kez üniversite işgaline önderlik etti. Daha sonra da Filistin’e gitti. Hazirandan Eylüle kadar Filistin’deydi. O dönemde üniversiteden atıldı. Bu karara itiraz etmek için geldiği üniversitede tutuklandı. 18 Eylül 1970’e kadar tutuldu cezaevinde. O süreçte kararını da vermişti. Öğrenci hareketlerinden koparak, Filistin’de planladıkları devrim için harekete geçeceklerdi. Nurhaklar’da yaralı haldeyken vurulup öldürülen arkadaşı Sinan Cemgil ve birlikte idam edildiği Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın da aralarında olduğu arkadaşlarıyla Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdu. Ankara Balgat‘taki Tuslog Tesisleri’nden 4 ABD’li askerin kaçırılması gibi eylemleri gerçekleştirdi.

 

Özgürlük hareketinin çığ gibi büyüdüğü bu dönemde, emperyalistler ve işbirlikçileri, 12 Martta faşist bir darbe yaptılar. Darbeden sonra da 27 Mayıs idamlarının rövanşını almak istiyorlardı. Bunun için de üç fidanı seçtiler. Haklı hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp,  darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmaya çalıştılar.

 

Daha hayatlarının baharında iken, candanlarından çok sevdikleri emekçi halkın kurtuluşu için mücadeleye boylu boyunca dalan ve onların kurtuluşu için kendi yaşamlarını hiçe sayan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972’de, bundan tam 44 yıl önce idam edildiler.

 

Ezilen ve sömürülen tüm Türkiye halkının kurtuluşu uğruna, gözlerini kırpmadan ölümü göze alan, 6 Mayıs 1972’de bedence aramızdan ayrılan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı unutmadık, unutturmayacağız. Onlar, inançları uğruna ölümü göğüslediler ve karanlık gecelerde tutuşan yıldız oldular ve yolumuzu aydınlatmaya devam ediyorlar.

 

Kısa yaşamlarına büyük mücadeleler sığdırdılar, sırtları düşmana dönük ölmediler, vurmayı da vurulmayı da, insanlık davası uğruna asılmayı da, “bize vız gelir” diyerek karşıladılar. Devrim neferi üç yiğit, sloganlarla koştular ölümsüzlüğe. Yiğitçe, başları dimdik Karşılarken ölümü, merhaba dediler ölümsüzlüğe.

 

Üç Fidanımızın bedence aramızdan ayrılmasının üstünden tam 44 yıl geçti ve yaşadığımız bu günler, o günlerden de daha zor ve çetin günler. Emperyalistler ve onların yerli işbirlikçilerinin, emekçi halkımıza saldırısı azgınca devam ediyor. Emekçi Halkımız ölümlerden ölüm beğeniyor. Birinci Kurtuluş Savaşımız ile def ettiğimiz emperyalistler ülkemize SEVR’i yeniden dayatıyorlar.

 

Biz Birleşik Kamu İş olarak, emperyalistlerin bu saldırısına karşı, Üç Fidanımızdan devir aldığımız mücadele bayrağını daha da yukarılara çıkartmak için mücadele ediyoruz ve biliyoruz ki bütün diktatörlükler geçicidir,  milyonların kalbinde yaşayacak olanlar ise daima özgürlük savaşçıları olarak anılacaktır.

 

Selam Olsun Bizden Önce Geçene!

Selam Olsun Savaşırken Düşene!

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

ÇAĞI YAKALAYACAĞIZ DİYEN MEB, ORTA ÇAĞ`I YAKALAMAK ÜZERE!

22 Mayıs 2019 

Eğitim sisteminin popülist söylemlerin oyuncağı haline geldiği, “Ben yaptım oldu”cu anlayışın egemen olduğu, tamamen ideolojik bakış açısıyla kağıt üstünde gerçekleştirilen değişikliklerle çağdaş, bilimsel ve laik eğitimin yok edilmeye çalışıldığı bir süreç yaşamaktayız.

Milli Eğitim Bakanlığı, şimdi de ortaöğretimde “reform!” diye nitelediği yeni bir modeli hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Bilindiği üzere AKP’nin iktidarda olduğu 17 yıl boyunca eğitim sistemi adeta yamalı bohçaya dönmüş, 7 kez Milli Eğitim Bakanı değişmiş, her gelen bakan öncekinin tersi uygulamaları reform olarak yutturmaya çalışmıştır. Daha yeni uygulamanın sonuçları belli olmadan başka bir uygulamaya geçilirken, eğitim sisteminde yapılan köklü değişiklik sayısı 15’e ulaşmıştır.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıkladığı ve 2020-21 yılında 9. Sınıflardan başlayarak kademeli geçiş yapılması planlanan yeni sisteme göre; ders sayısı azaltılacak, liselere kariyer ofisleri açılacak, 12. Sınıflarda ders saatleri azaltılıp destek çalışmaları yapılacak, bilgi kuramı zorunlu ders olacak, her öğrenci üniversitedeki gibi kendi istediği dersleri seçebilecektir.

Geçmişte denenmiş ve ülkemizdeki okulların fiziki eşitliği sağlanamadığı için başarısız olmuş kredili sistemin benzeri olan bu sistem, okullar arasında var olan eşitsizliği daha da derinleştirecek, eğitimdeki ticarileşmenin kapısını ardına kadar açacaktır.

Yeni sistemde, fizik, kimya, biyoloji, tarih, felsefe, beden eğitimi, müzik gibi gençlerin pozitif bilimlerle temasını sağlayan, neden sonuç ilişkisi kurmasını öğreneceği ya da kişisel gelişimine fayda sağlayacak dersler seçmeli ders olarak belirlenmişken din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin zorunlu ders olarak belirlenmesi, Bakanlığın ‘modern’ söylemleri altında bilimsellikten ne kadar uzak bir anlayışın yattığını tekrar göstermiştir.

Öğrencilerin gelişimine büyük bir darbe vuracak olan bu değişiklik, eğitimciler için de kara haberler içermektedir. Bu değişikliklerle birçok alanda öğretmenler ya norm fazlası olacaklardır ya da kurum değiştirmek zorunda kalacaklardır. 10 binlerce öğretmeni etkileyecek böyle bir düzenlemede eğitimin paydaşlarının görüşünün alınmaması kabul edilebilir değildir. Kaldı ki ders sayılarını azaltma adı altında bazı dersler doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi adlar altında birleştirilmekte fakat bu dersleri kimlerin okutacağı, bununla ilgili nasıl bir çalışma yapılacağı açık bırakılmaktadır.

Bakan Selçuk’a soruyoruz!

Kariyer ofisleri tüm okullarda açılabilecek midir? Açılacaksa bu ofislerde kimler görev alacaktır?

Her ayrıntısının planlanmasına akademisyenlerin ve uluslararası uzmanların da katıldığı ifade edilen bu çalışma tüm paydaşların görüşü, katkısı, eleştirisi alınmadan neden damdan düşercesine açıklanmıştır? Sözü edilen akademisyenler ve uluslararası uzmanlar kimlerdir?

Bilim derslerini, gençlerin kültürel ve bedensel olarak geliştirecek dersleri seçmeli yapıp, din dersini zorunlu kılmanız nasıl bir mantığa dayanmaktadır? Her konuşmanızda bahsettiğiniz “çağı yakalamak”tan kastınız orta çağı yakalamak mıdır?

Eğitim politikaları konusunda iktidarın ve eğitimden sorumlu kurumların, görevlerini bugüne kadar yerine getiremedikleri maalesef ortadadır. AKP iktidarı döneminde orta öğretim iflas etmiş, devlet liseleri sadece diploma alınan kurumlar haline getirilmiştir. Çünkü 17 yıldır reform diye önümüze konanlar çizelge değişikliğinden ibarettir. Oysa reform, bakış açısında olmalıdır.

Eğitim kalitesi bakımından aralarında uçurumlar olan okullar yaratılarak, talep olmamasına rağmen sürekli yeni imam hatip okullarının açılması ve imkanlarla donatılması; sermayenin okullara sokulması, zaten adil olmayan eğitim sisteminin son dönemde daha da eşitsiz hale getirilmesi, eğitimimizdeki sorunun bakış açısında olduğunu açıkça göstermektedir.

Eğitim sistemimizin temel sorunlarını çözme noktasında politikalar geliştiremeyen eğitimden sorumlu kurumlar, altyapısı hazırlanmadan yapılan değişikliklerle eğitimin mevcut sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır.

Öncelikle yapılması gereken, bilimsel anlayıştan uzak gerici yapıların eğitime müdahalesini önlemek, okulların fiziki şartlarını geliştirmek ve eğitimin esas paydaşlarıyla işbirliği geliştirmek olmalıdır.

Parasız, bilimsel, laik eğitim anlayışını hakim kılmak için, öğrencilere çok yönlü bilgi ve beceri kazandıracak nitelikli bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Tekrar söylüyoruz: Fırsat ve imkan eşitliğine dayalı, bilimsel ve objektif kriterleri içeren bir modele geçmelidir.

Temel bilimlere ilişkin derslerin, Tarih’in, Coğrafya’nın seçmeli olduğu, inkılap tarihini dahi zorunlu kılmayan, sanatı(Görsel Sanatlar, Müzik), sporu (Beden Eğitimi) yok sayan bu sistem bizim için yok hükmündedir.

Eğitim-İş olarak, ülkemizin geleceğini oluşturacak yeni kuşakların akıl, bilim ve sanat ortamında barış ve huzur içinde verilen bir eğitim sistemiyle yetiştirilmesi için her türlü katkıyı sunacağımızı; aksi yöndeki her türlü dayatmanın da karşısında olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

             MERKEZ YÖNETİM KURULU 

DEVAMI

BAĞIMSIZLIK MÜCADELEMİZİN BAŞLANGICININ 100. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

18 Mayıs 2019

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, Samsun’a çıkarak, bağımsızlık ve özgürlük meşalesini yakmasının 100. Yıldönümü, ulusumuza kutlu olsun!

Tam 100 yıl önce 19 Mayıs 1919’da, bir ulus, Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları öncülüğünde kendi kaderine el koyarak, var olma mücadelesini başlattı.

19 Mayıs 1919’da emperyalistlere karşı başlatılan ulusal mücadelemiz, aynı zamanda emperyalizmin sömürüsü ve saldırısı altında ezilen dünyanın tüm mazlum uluslarına da bağımsızlık mücadeleleri için örnek olmuştur.

Atatürk, ülkenin ve ulusun içinde bulunduğu olanaksızlıklara boyun eğmemiş; yenilmiş, çağın gerisinde kalmış bir imparatorluktan çağdaş bir devlet yaratmış, modern Türkiye Cumhuriyeti kurmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Tarihimizi 1919’dan başlatan tarih anlayışını reddediyorum” sözlerine karşılık, 19 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına uzanan sürecin başlangıcıdır. Tam da bu nedenle Atatürk, 19 Mayıs’ı doğum günü kabul etmiştir.

Günümüzde ise hukuku tanımayan, siyasi iktidar, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ve demokrasimizi taçlandıran, aydınlanma devrimimiz Cumhuriyet’in kazanımlarını yok etmek için her türlü çabayı göstermektedir. Üniter devlet yapısı hedef alınmakta; başta Öğretim Birliği ilkesi olmak üzere devrim yasaları çiğnenmekte; Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda oluşturulan çağdaş ve bilimsel eğitim hedefi terk edilmektedir.

Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği ulusumuzun geleceği olan gençlerimiz, bugün ciddi tehlikelerle ve tehditlerle karşı karşıya bulunmaktadır. Sınava endeksli gerici eğitim programları ile ulusal belleği yok edilmiş, sorgulamayan, düşünmeyen, itaat eden bir gençlik yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Eğitimin ticarileştirilmesi ve giderek daha fazla oranda paralı hale getirilmesi, milyonlarca gencimizin eğitim sisteminin dışına itilmesine neden olmuştur. Eğitim hakkından yararlanamayan yüz binlerce gencimiz, çalışma yaşamında da güvencesizlik ve ağır emek sömürüsü ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Üniversitelerin özerk yapıları baskı altına alınmaya çalışılmakta, iktidara yakın yandaş kadrolar, kararlı adımlarla gelen gençliğin önüne set çekmekte, gençliğin ve ülkenin geleceği karartılmaya çalışılmaktadır.

Ancak Türk Gençliği tehlikenin farkındadır, kararlı adımlarla Cumhuriyet’in temel değerlerine, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkarak, aydınlık Türkiye’nin meşalesini taşımaya devam edecektir. Bu yolda Atatürk’ün Gençliğe Seslenişi, gelecek kuşaklara inancının ve güveninin göstergesidir. Her türlü tuzak ve engellemelere rağmen Türk gençliği, Atatürk’ün bu inancını boşa çıkartmayacaktır.

Unutmayalım; Atatürk, geleceğimizi gençlerimize; gençliği ise biz öğretmenlere emanet etmiştir. Aydınlık bir Türkiye’yi tekrar örmek, kuşkusuz bu mirasa sımsıkı sarılmaktan geçmektedir.

Eğitim-İş, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da Atatürk’e, O’nun devrim ve ilkelerine, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne ve kazanımlarına, çağdaş,  bilimsel, laik, demokratik ve kamusal eğitime her şeye rağmen sahip çıkacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle ulusumuzun Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor, başta yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bize bağımsızlığımızı kazandıran Kurtuluş Savaşı’nın tüm kahramanlarını saygı ile anıyoruz.

                                                                       MERKEZ YÖNETİM KURULU        

DEVAMI

Başkanımız

baskan
Gül İNCE CANIÇEVİK
Şube Başkanı

Etkinlik Takvimi

Foto Galeri

  • GENÇLİĞİN ATASINA ÖZLEMİ
  • MAKSUT BALMUK’UN GÖREVDEN ALINMASINI PROTESTO ETTİK
  • İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNE DESTEK VERDİK
  • FERHAN ŞEYSOY’UN FERHANGİ ŞEYLER OYUNUNDAYDIK

Videolar

  • 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ FİLMİ
  • Eğitim İş 10. Yıl Filmi
  • KURULUŞUMUZUN 9. YILINI KUTLUYORUZ
  • Eğitim-İş Sinevizyon Şubat – 2013