Eğitim İş İstanbul1 Nolu Şube

ULUSLARI KURTARANLAR YALNIZ VE ANCAK ÖĞRETMENLERDİR

Anmalar

ULUSLARI KURTARANLAR YALNIZ VE ANCAK ÖĞRETMENLERDİR

05 Ekim 2015

 

5 Ekim 1966 tarihinde ILO ve UNESCO tarafından gerçekleştirilen ortak toplantıda,  öğretmenlerin okul ve toplum içindeki işlevleri ve öğretmen sorunlarını dile getiren çalışmalar uluslararası düzeyde ele alınmış ve “Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararları” kabul edilmiştir. Tavsiye kararlarının alındığı tarihin yıldönümleri de Eğitim Enternasyonali’nin kararı ile 1993’ten bu yana tüm dünyada ve ülkemizde 5 Ekim “Dünya Öğretmenler Günü” olarak kutlanmaktadır.

Bu belge Türkiye tarafından kabul edilmesine karşın, Türkiye’de öğretmenlerin hak ettiği ilgi ve değeri gördüğünü, taleplerinin karşılandığını söylemek mümkün değildir.

Bugün muhalif ve örgütlü öğretmen devletin gözünde sakıncalı görülmekte; öğretmen, kendisini daha da yetiştirecek ve toplumda saygınlığını sürdürecek maddi olanaklardan yoksun bırakılmakta; öğretmenin mesleki ve demokratik haklarını savunacağı örgütlenme hakkı engellenmektedir. Küresel güçler ve onlarla aynı doğrultuda hareket eden siyasi kadrolar, eğitimi çökertirken öğretmeni de ezmektedir.

Öğretmenlerin toplumsal statüleri, ekonomik, sosyal ve özlük hakları, AKP iktidarı döneminde ciddi şekilde gerilemiştir. Eğitim sisteminde yaşanan köklü değişiklikler, 4+4+4 gerici eğitim yasasıyla Öğretim Birliği’ne vurulan darbe, okul dönüşümleri, siyasi kadrolaşma, yandaş yönetici atama gayreti, eğitimin dini referanslara göre şekillendirilmek istenmesi öğretmenlerin yaşadığı sorunları daha da derinleştirmiştir.

Aday öğretmenin yetiştirme süreci siyasallaştırılarak çökertilmiş, öğretmenliğin saygınlığı da bundan büyük zarar görmüştür. Son yıllarda siyasi iktidar tarafından öğretmenlik mesleğinin itibarını zedeleyen söylem ve tutumların süreklilik kazanması, Alo 147 gibi isimsiz ihbar hatlarının kurulması,  öğretmene yönelik şiddet eylemlerini artırmıştır. Bu tür olaylar sonucunda hayatını kaybeden ya da ciddi sağlık problemleri yaşayan öğretmenler bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki, “Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir”.

Meslek grupları içinde öğretmenlik mesleği 13 yıllık AKP iktidarı döneminde sistematik bir şekilde aşağılara çekilmiştir. 2002 yılında en düşük devlet memuru maaşından yüzde 100 daha fazla maaş alan öğretmen, bugün en düşük devlet memuru maaşını almaktadır.

Eğitim-İş’in 2014 yılında yaptığı “Öğretmenlerin gelirlerine ilişkin öğretmen görüşleri” adlı araştırma sonuçları öğretmenlerin karşı karşıya olduğu ekonomik sorunları ortaya koymuştur. Araştırmaya katılan öğretmenlerin % 73’ü gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle mesleğine motive olamadığını, % 61’i gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle psikolojik sorunlar yaşadığını, % 69’u ise daha çok para kazanacağı bir iş imkanı olursa öğretmenliği bırakacağını belirtmiştir. Öğretmenlerin yüzde 81’i kredi kartına, yüzde 79’u bankaya, yüzde 41’i esnafa, % 39’u ise şahıslara borcu olduğunu belirtirken, % 40’ı ise annesinden ve babasından maddi destek aldığını belirtmiştir.

Öte yandan, tamamen yandaşlarını kayırma amacını taşıyan, değerlendirme ölçütleri belli olmayan bir mülakat yöntemiyle yöneticiler kıyıma uğratılmıştır. İktidarın taşeronluğunu yapan Hükümet-Sen – Memur-Sen kendi kadrolarına yer açabilmek için bu kıyımda etkin rol almıştır. Çağdaş, ilerici, devrimci, Atatürkçü yöneticiler tasfiye edilerek AKP’nin kapıkulu zihniyetine uygun yöneticiler atanmıştır.

AKP’nin yandaş kadro merakı, yalnızca yöneticilerle sınırlı kalmamış, torba yasayla yandaş öğretmen dönemi de başlatılmıştır. Aday öğretmenlerimiz ilk yıl performans değerlendirmesine tabi tutulacak ve şaibeli bir “mülakattan” sonra kadro güvencesi kazanabileceklerdir. Aday öğretmenler, okul müdürü maarif müfettişi ve okul müdürünün belirleyeceği bir öğretmen tarafından performans değerlendirmesine alınacak, performans değerlendirmesini geçemeyen öğretmenler yazılı sözlü sınava katılamayacak ve devlet memurluğu ile ilişiği kesilecektir. Mülakatta aranacak temel ölçüt ise yandaşlık olacaktır. Böylece AKP torba yasalarla devlet memurlarının iş güvencelerini ortadan kaldırmaya, kapitalizmin en acımasız emek sömürüsü olan taşeronluk sisteminin içerisine eğitim emekçilerini de almaya çalışmaktadır.

Eğitim-İş olarak;

Eğitimin ulusal, demokratik, bilimsel, laik ve kamusal esaslara dayandırılmasını, her aşamasında parasız olmasını,

Öğretmenlerin sosyo-ekonomik statülerini yükseltecek önlemler alınmasını,

Eğitim çalışanları arasında ayrımcılık yaratacak uygulamalara son verilmesini,

Gerici, ırkçı ve bölücü kadrolaşmanın önlenmesini, eğitim yöneticiliği için nesnel ölçütlerin geçerli kılınmasını,

Eğitim kurumlarımızın personel ihtiyacının gerçekçi bir biçimde belirlenerek, yeterli sayıda öğretmen ve yardımcı personel istihdam edilmesini,

Okullarda “kölelik sistemi” veya “mevsimlik işçi” olarak adlandırılan ücretli öğretmen uygulamasına son verilmesini

Ülkemizin koşulları göz önünde bulundurularak, yeni bir öğretmen yetiştirme sistemi geliştirilmesini,

Eğitimde etnik kimlik ve mezhep-tarikat gibi kimlikleri öne çıkartacak ithal müfredat programları yerine, ulusal, laik, bilimsel ve halktan yana programlar uygulanmasını,

Eğitim çalışanları ve tüm kamu çalışanlarının örgütlenme haklarının önündeki bütün engellerin kaldırılıp, grev ve toplu sözleşme hakkının tanınmasını istiyor;

Yaşadığımız bütün sorunlara rağmen bütün öğretmenlerimizin, eğitim ve bilim emekçilerinin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.

Eğitim İş İstanbul 1 Nolu Şube Yönetimi

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

ÇAĞI YAKALAYACAĞIZ DİYEN MEB, ORTA ÇAĞ`I YAKALAMAK ÜZERE!

22 Mayıs 2019 

Eğitim sisteminin popülist söylemlerin oyuncağı haline geldiği, “Ben yaptım oldu”cu anlayışın egemen olduğu, tamamen ideolojik bakış açısıyla kağıt üstünde gerçekleştirilen değişikliklerle çağdaş, bilimsel ve laik eğitimin yok edilmeye çalışıldığı bir süreç yaşamaktayız.

Milli Eğitim Bakanlığı, şimdi de ortaöğretimde “reform!” diye nitelediği yeni bir modeli hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Bilindiği üzere AKP’nin iktidarda olduğu 17 yıl boyunca eğitim sistemi adeta yamalı bohçaya dönmüş, 7 kez Milli Eğitim Bakanı değişmiş, her gelen bakan öncekinin tersi uygulamaları reform olarak yutturmaya çalışmıştır. Daha yeni uygulamanın sonuçları belli olmadan başka bir uygulamaya geçilirken, eğitim sisteminde yapılan köklü değişiklik sayısı 15’e ulaşmıştır.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıkladığı ve 2020-21 yılında 9. Sınıflardan başlayarak kademeli geçiş yapılması planlanan yeni sisteme göre; ders sayısı azaltılacak, liselere kariyer ofisleri açılacak, 12. Sınıflarda ders saatleri azaltılıp destek çalışmaları yapılacak, bilgi kuramı zorunlu ders olacak, her öğrenci üniversitedeki gibi kendi istediği dersleri seçebilecektir.

Geçmişte denenmiş ve ülkemizdeki okulların fiziki eşitliği sağlanamadığı için başarısız olmuş kredili sistemin benzeri olan bu sistem, okullar arasında var olan eşitsizliği daha da derinleştirecek, eğitimdeki ticarileşmenin kapısını ardına kadar açacaktır.

Yeni sistemde, fizik, kimya, biyoloji, tarih, felsefe, beden eğitimi, müzik gibi gençlerin pozitif bilimlerle temasını sağlayan, neden sonuç ilişkisi kurmasını öğreneceği ya da kişisel gelişimine fayda sağlayacak dersler seçmeli ders olarak belirlenmişken din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin zorunlu ders olarak belirlenmesi, Bakanlığın ‘modern’ söylemleri altında bilimsellikten ne kadar uzak bir anlayışın yattığını tekrar göstermiştir.

Öğrencilerin gelişimine büyük bir darbe vuracak olan bu değişiklik, eğitimciler için de kara haberler içermektedir. Bu değişikliklerle birçok alanda öğretmenler ya norm fazlası olacaklardır ya da kurum değiştirmek zorunda kalacaklardır. 10 binlerce öğretmeni etkileyecek böyle bir düzenlemede eğitimin paydaşlarının görüşünün alınmaması kabul edilebilir değildir. Kaldı ki ders sayılarını azaltma adı altında bazı dersler doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi adlar altında birleştirilmekte fakat bu dersleri kimlerin okutacağı, bununla ilgili nasıl bir çalışma yapılacağı açık bırakılmaktadır.

Bakan Selçuk’a soruyoruz!

Kariyer ofisleri tüm okullarda açılabilecek midir? Açılacaksa bu ofislerde kimler görev alacaktır?

Her ayrıntısının planlanmasına akademisyenlerin ve uluslararası uzmanların da katıldığı ifade edilen bu çalışma tüm paydaşların görüşü, katkısı, eleştirisi alınmadan neden damdan düşercesine açıklanmıştır? Sözü edilen akademisyenler ve uluslararası uzmanlar kimlerdir?

Bilim derslerini, gençlerin kültürel ve bedensel olarak geliştirecek dersleri seçmeli yapıp, din dersini zorunlu kılmanız nasıl bir mantığa dayanmaktadır? Her konuşmanızda bahsettiğiniz “çağı yakalamak”tan kastınız orta çağı yakalamak mıdır?

Eğitim politikaları konusunda iktidarın ve eğitimden sorumlu kurumların, görevlerini bugüne kadar yerine getiremedikleri maalesef ortadadır. AKP iktidarı döneminde orta öğretim iflas etmiş, devlet liseleri sadece diploma alınan kurumlar haline getirilmiştir. Çünkü 17 yıldır reform diye önümüze konanlar çizelge değişikliğinden ibarettir. Oysa reform, bakış açısında olmalıdır.

Eğitim kalitesi bakımından aralarında uçurumlar olan okullar yaratılarak, talep olmamasına rağmen sürekli yeni imam hatip okullarının açılması ve imkanlarla donatılması; sermayenin okullara sokulması, zaten adil olmayan eğitim sisteminin son dönemde daha da eşitsiz hale getirilmesi, eğitimimizdeki sorunun bakış açısında olduğunu açıkça göstermektedir.

Eğitim sistemimizin temel sorunlarını çözme noktasında politikalar geliştiremeyen eğitimden sorumlu kurumlar, altyapısı hazırlanmadan yapılan değişikliklerle eğitimin mevcut sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır.

Öncelikle yapılması gereken, bilimsel anlayıştan uzak gerici yapıların eğitime müdahalesini önlemek, okulların fiziki şartlarını geliştirmek ve eğitimin esas paydaşlarıyla işbirliği geliştirmek olmalıdır.

Parasız, bilimsel, laik eğitim anlayışını hakim kılmak için, öğrencilere çok yönlü bilgi ve beceri kazandıracak nitelikli bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Tekrar söylüyoruz: Fırsat ve imkan eşitliğine dayalı, bilimsel ve objektif kriterleri içeren bir modele geçmelidir.

Temel bilimlere ilişkin derslerin, Tarih’in, Coğrafya’nın seçmeli olduğu, inkılap tarihini dahi zorunlu kılmayan, sanatı(Görsel Sanatlar, Müzik), sporu (Beden Eğitimi) yok sayan bu sistem bizim için yok hükmündedir.

Eğitim-İş olarak, ülkemizin geleceğini oluşturacak yeni kuşakların akıl, bilim ve sanat ortamında barış ve huzur içinde verilen bir eğitim sistemiyle yetiştirilmesi için her türlü katkıyı sunacağımızı; aksi yöndeki her türlü dayatmanın da karşısında olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

             MERKEZ YÖNETİM KURULU 

DEVAMI

BAĞIMSIZLIK MÜCADELEMİZİN BAŞLANGICININ 100. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

18 Mayıs 2019

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, Samsun’a çıkarak, bağımsızlık ve özgürlük meşalesini yakmasının 100. Yıldönümü, ulusumuza kutlu olsun!

Tam 100 yıl önce 19 Mayıs 1919’da, bir ulus, Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları öncülüğünde kendi kaderine el koyarak, var olma mücadelesini başlattı.

19 Mayıs 1919’da emperyalistlere karşı başlatılan ulusal mücadelemiz, aynı zamanda emperyalizmin sömürüsü ve saldırısı altında ezilen dünyanın tüm mazlum uluslarına da bağımsızlık mücadeleleri için örnek olmuştur.

Atatürk, ülkenin ve ulusun içinde bulunduğu olanaksızlıklara boyun eğmemiş; yenilmiş, çağın gerisinde kalmış bir imparatorluktan çağdaş bir devlet yaratmış, modern Türkiye Cumhuriyeti kurmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Tarihimizi 1919’dan başlatan tarih anlayışını reddediyorum” sözlerine karşılık, 19 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına uzanan sürecin başlangıcıdır. Tam da bu nedenle Atatürk, 19 Mayıs’ı doğum günü kabul etmiştir.

Günümüzde ise hukuku tanımayan, siyasi iktidar, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ve demokrasimizi taçlandıran, aydınlanma devrimimiz Cumhuriyet’in kazanımlarını yok etmek için her türlü çabayı göstermektedir. Üniter devlet yapısı hedef alınmakta; başta Öğretim Birliği ilkesi olmak üzere devrim yasaları çiğnenmekte; Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda oluşturulan çağdaş ve bilimsel eğitim hedefi terk edilmektedir.

Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği ulusumuzun geleceği olan gençlerimiz, bugün ciddi tehlikelerle ve tehditlerle karşı karşıya bulunmaktadır. Sınava endeksli gerici eğitim programları ile ulusal belleği yok edilmiş, sorgulamayan, düşünmeyen, itaat eden bir gençlik yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Eğitimin ticarileştirilmesi ve giderek daha fazla oranda paralı hale getirilmesi, milyonlarca gencimizin eğitim sisteminin dışına itilmesine neden olmuştur. Eğitim hakkından yararlanamayan yüz binlerce gencimiz, çalışma yaşamında da güvencesizlik ve ağır emek sömürüsü ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Üniversitelerin özerk yapıları baskı altına alınmaya çalışılmakta, iktidara yakın yandaş kadrolar, kararlı adımlarla gelen gençliğin önüne set çekmekte, gençliğin ve ülkenin geleceği karartılmaya çalışılmaktadır.

Ancak Türk Gençliği tehlikenin farkındadır, kararlı adımlarla Cumhuriyet’in temel değerlerine, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkarak, aydınlık Türkiye’nin meşalesini taşımaya devam edecektir. Bu yolda Atatürk’ün Gençliğe Seslenişi, gelecek kuşaklara inancının ve güveninin göstergesidir. Her türlü tuzak ve engellemelere rağmen Türk gençliği, Atatürk’ün bu inancını boşa çıkartmayacaktır.

Unutmayalım; Atatürk, geleceğimizi gençlerimize; gençliği ise biz öğretmenlere emanet etmiştir. Aydınlık bir Türkiye’yi tekrar örmek, kuşkusuz bu mirasa sımsıkı sarılmaktan geçmektedir.

Eğitim-İş, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da Atatürk’e, O’nun devrim ve ilkelerine, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne ve kazanımlarına, çağdaş,  bilimsel, laik, demokratik ve kamusal eğitime her şeye rağmen sahip çıkacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle ulusumuzun Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor, başta yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bize bağımsızlığımızı kazandıran Kurtuluş Savaşı’nın tüm kahramanlarını saygı ile anıyoruz.

                                                                       MERKEZ YÖNETİM KURULU        

DEVAMI

Başkanımız

baskan
Gül İNCE CANIÇEVİK
Şube Başkanı

Etkinlik Takvimi

Foto Galeri

  • GENÇLİĞİN ATASINA ÖZLEMİ
  • MAKSUT BALMUK’UN GÖREVDEN ALINMASINI PROTESTO ETTİK
  • İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNE DESTEK VERDİK
  • FERHAN ŞEYSOY’UN FERHANGİ ŞEYLER OYUNUNDAYDIK

Videolar

  • 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ FİLMİ
  • Eğitim İş 10. Yıl Filmi
  • KURULUŞUMUZUN 9. YILINI KUTLUYORUZ
  • Eğitim-İş Sinevizyon Şubat – 2013